I-ANADİLDE SAVUNMA OLARAK ADLANDIRILAN TASARI BÖLÜNMENİN EN ÖNEMLİ ARAÇLARINDAN BİRİDİR. İLERİDE ANADİLDE YARGILAMA , TÜRKÇEDEN BAŞKA RESMİ DİL DAYATMASI , ÖZERKLİK VE NİHAYET AYRI BİR DEVLET KURMA GİBİ ÇOK DAHA KESKİN VE TEHLİKELİ TALEPLERİN DE ALT YAPISI OLACAKTIR.
Kamuoyunda “Anadilde Savunma “ olarak bilinen yasa çalışmaları Meclis İnsan Hakları Komisyonundan geçmiş ve şu an Adalet Komisyonunda olup Meclise gelmesi an meselesidir ve büyük ihtimal bu haliyle yasalaşacaktır.
CMK.202. madde Türkçe bilmeyenlere tercüman aracılığı ile savunma hakkı zaten tanımıştır. Hatta bu hak şikayetçi , tanık, mağdur için de üstelik her aşamada geçerlidir. Ama Türkçe bilmesine rağmen sanığın kovuşturma evresinde kendisini daha iyi ifade edebileceği bir dilde savunma yapması kabul edilemez. Bu yetmeyecektir. İleride Anadilde Yargılama ve çok daha keskin talepler gelecektir.
Yargılama bir kamu hizmetidir . Kamu Hizmetlerinin de Resmi Dilimiz olan Türkçe ile verilmesi esastır. Türkçe bilen sanığın Mahkemede farklı bir dille savunma yapması bu bağlamda Anayasamızın 3. maddesinde düzenlenen ve değiştirilemez maddelerinden olan Resmi Dilin Türkçe olduğu ilkesine aykırıdır.
Bu aykırılık bir ayrışma ve bölünmenin de alt yapısını oluşturmaktadır. Oysa Anayasamızın belirttiğimiz aynı maddesinde ve Resmi Dilin Türkçe olduğuna dair düzenlemeden hemen önce Türkiye Devletinin Ülkesi ve Milleti ile Bölünmez Bir Bütün Olduğu şeklinde çok anlamlı bir düzenleme getirilmiştir. Yani Anayasa Resmi Dil’den ayrılmayı bölünme olarak tanımlamaktadır.
Gerçekten de Ülkemizde yüzlerce farklı dil ve lehçe olduğu bilinmektedirr. Hatta bir sanık Türkçe dışında birden fazla dil biliyorsa aynı Mahkemede dahi farklı dillerde ( İngilizce, Almanca ya da başka diller de olabilir ) savunma yapabilir.
Savunma hakkının kutsal olduğu şüphe götürmez. Ama hiçbir hak kötüye kullanılamaz. Anayasımızın 14/1. maddesi “…Anayasa’daki haklardan hiçbiri …Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmayı …amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz…” şeklinde çok önemli bir düzenleme getirmektedir. Düzenleme yasalaşırsa savunma hakkı bu kapsamda kötüye kullanılmış , istismar edilmiş olacaktır.
II- BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMALARI, YASALAŞAN VE “ EYALET YASASI” OLARAK BİLİNEN YASA DA FEDERALİZİMİN YERLEŞMESİDİR. BU DÜZENLEMELER ÜNİTER YAPIMIZI YOK EDECEKTİR. İDAM TARTIŞMASI DA BÖLÜNMENİN BU ÇOK ÖNEMLİ UNSURLARININ TOPLUM TARAFINDAN FARKLI ALGILANMASINI SAĞLAYACAK BİR MANİPÜLASYON , SUNİ BİR GÜNDEM YARATMA ÇABASIDIR.
Türkiye’de Saltanat ve Hilafet kaldırılmıştır. Hiç kimsenin de bu kavramlara işlerlik kazandıracak düzenlemeler yapması mümkün değildir. Eyalet Yasası olarak da tanımlanan ve Türkiye’de federalizmin alt yapısını oluşturan , Türkiye’yi ayrıştıracak “..Şehir Devletçiklerine..” dönüştürecek yasalaşmış ama henüz yürürlüğe girmemiş olan yasanın işlerlik kazanması Başkanlık Sistemine bağlıdır ve Anayasa çalışmalarına Başkanlık Sistemi öneri paketi halinde gelmiştir.
Eyalet Yasası olarak adlandırılan yasal düzenleme ve tartışılan Başkanlık Sistemi en başta Anayasamızın değiştirilemez hükümlerinden olan 2. maddesindeki “ Demokratik Devlet..” kavramına aykırıdır. Yine Anayasamızın 3/1 maddesindeki Üniter Yapımıza açıkça aykırıdır.
Eyalet yasası olarak adlandırılan yasa özellikle Merkezi Yönetimi düzenleyen Anayasımızın 123. ve 126. , Yerinden Yönetimi düzenleyen 127. maddesine de açıkça aykırıdır.1000 yıllık Köy Kültürümüz silinecektir. Köylerdeki tarım arazileri artık rahatça yabancılara satılabilecektir. Şehir Devletçikleri ileride federalizmin alt yapısını oluşturacak ve Devlet yani Merkezi Otorite ileride çok temel kamu hizmetmleri olan yargı, savunma , sağlık gibi alanlardan da çekilecektir. O zaman her Şehir Devletçiği kendi yargısını, askerini ,polisini oluşturabilecektir. Daha bir çok sakıncası olan yasanın yürürlüğe girmeden ilga edilmesini bekliyoruz.
Başkanlık Sistemine geçilmesi için Anayasa’nın Yasama ve Yürütme Bölümünde çok önemli değişiklikler gerekmektedir. Ama bu değişiklikler Cumhuriyetin niteliklerini düzenleyen değiştirilemez maddelerine yani Anayasa’ya açıkça aykırı olacaktır.Cumhuriyetin niteliklerine açıkça aykırı anayasa değişikliklerinin teklif edilmesi mümkün değildir.
Tartışılan öneri paketinde Başkanın Meclisi fesh etme yetkisinin olması istenmektedir , sistemi değiştirirlerse edilecek yeminden, şu anki yeminde bulunan “..Büyük Türk Milleti..” , “..Laik , Demokratik Hukuk Devleti …” kavramlarının çıkartılacağı belirtilmektedir. Bu resmen Cumhuriyetin yıkımıdır.
İşte İdam tartışmaları da bölünmenin bu çok önemli yapıtaşlarının oluşturulmasının yaratacağı tartışmaları gizlemek ve kamuoyunun dikkatini başka yönlere çekmek için zamanlaması iyi seçilen suni bir gündem yaratma çabasıdır ve herhalde amacına da ulaşmıştır.
Bugün İdamı dillendirenler 2004 yılında Anayasanın 38/9. maddesine “… Ölüm ve müsadere çezası verilemez..” hükmünü getirmiş , Anayasanın 90. maddesine de idam cesasının geri gelmesini engelleyen hükümler koymuş ve bu konuda A.İ.H.S’nin Ek-6 ve 13. protokellerini de imzalamışlardır. Yani bir samimiyet de yoktur. Yaratılan beklentinin aksine aleyhe olan cezaların geriye yürümesi de mümkün değildir.
Eskişehir Barosu olarak , hukuken geri getirilmesi neredeyse imkansız da olsa idam cezasına karşı olduğumuzu da belirtmek istiyoruz.Saygılarımızla.
ESKİŞEHİR BAROSU YÖNETİM KURULU